Anne ve Bebek

Image 06

1) Kadınların hamilelik döneminde fazla alıngan olmalarının sebebi nedir? Çevredekiler hamile bayana nasıl davranmalıdırlar?

Hamileliği her kadın farklı şekillerde ve farklı derecelerde yaşar. Hamilelik, mutluluk hissedilen bir süreçtir. Hamilelik, bir kadının yaşamında farklılık yaratan, en özel yaşam dilimidir. Hamilelik, kadını hem fiziksel açıdan etkileyen, hem de, psikolojik anlamda etkileyen bir süreçtir. Hamilelik kadının yaşamında, kalıcı değişikliklerin başladığı bir dönüm noktasıdır. Sonunda, annelik misyonunu yüklenecek ve bunu yaşam boyu sürdürecektir. Bu köklü ve kalıcı değişikliğin, fiziksel farklılaşmaların yanı sıra, psikolojik anlamda bir kadın için çok önemli etkileri vardır. Bunlardan birisi de alınganlıktır.

Hamilelik sürecinde kadın her zamankinden daha hassas bir duygulanım içerisine girer. Hatta bu süreçte ağır kaygı ve korkular, “Hamilelik Depresyonu” dediğimiz bu durum kadınlarda yalnızlık hissine sebep olabilir. Bu dönemi kendilerinin tek başlarına aşmaları gerektiğini hisseden kadınlar, etrafındaki kişilere karşı daha alıngan hale gelir. Hamilelik dışı zamanlarda üstünde durmayacakları olaylara oturup ağlayabilen çok eleştiren çabuk kızan ve gün içinde duygusal dalgalanmalar gösteren bir kişilik yapısına bürünebilirler.

Hamilelik süreci, sadece kadını değil, eşini de farklı şekillerde etkileyen bir süreçtir Bu süreçte, hamile kadın, eşinden ve çevresindeki diğer insanlardan eskiye göre daha çok ilgi ve özen bekler. Özellikle eşinin bu süreci kendisiyle birlikte eşit yaşaması beklentisi içindedir. Bu dönemde anne adayının hassaslaştığını, alıngan davrandığını bilen çevresindeki eşi, ailesi bu durumun geçici olduğunu bilinciyle anlayışla yaklaşmalılar. Hamilenin duygusal dünyasının ne kadar duyarlı olduğu çevresi tarafından hiç unutulmamalıdır. Korkuları ve endişeleri çevre tarafından anlayışla karşılanmalı. Bu destek sadece hamilelik sırasında değil bebek doğduktan sonra da devam ettirilmesi gerekir.

2) Hanımlar bu dönemde çirkinleştiklerini ve bir daha asla eski hallerine dönemeyeceklerini düşünürler. Beylerin bu konuda eşlerine nasıl destek olmaları gerekir?

Ağırlaşan vücudu, değişen yüz hatları büyüyen karnı eşi tarafından beğenilmeme endişesinin oluşmasına ve kendisini çirkin bulmasına yol açabilir. Artık eşinin artık onu hiç çekici bulmadığına inanır. Erkekler bu durumda olan eşlerine bu hislerinin yersiz olduğunu anlatmak amacıyla ilgi göstermelidir. Hamileliğin son günlerini yaşayan bir kadına eşi tarafından gösterilecek ilgi onun moral düzeyini yüksek olmasını sağlayacaktır.

Anne adayı bir yandan hamilelikler ilgili sıkıntılarının bitmesini istemekte ama bunu belki de daha zor bir dönemin başlangıcı olduğun bildiği için çelişen sıkıntılar yaşamaktadır. Ayrıca doğumda onun için başlı başına büyük bir olaydır ve öncesinde korkular yaşaması son derece normaldir. Eşinin ve çevresini desteği bu dönemi rahat geçirmesi açısından oldukça gereklidir.

Hemen hemen her anne adayı hamileliği ve doğum sırasında bir şeylerin ters gitmesinden endişe duyar. Hamile kadınların yoğun biçimde yaşadığı unutkanlık, dalgınlık, tanıdıkları kimselerin isimlerini önemli randevuların tarihlerinin unutmanın yanı sıra dalgınlıkla gideceği yönü şaşırmak ve yanlış yönlere sapmak hamile kadınların çok sık karşılaştığı durumlardır. Kadınlar anne olmak heyecanıyla artık bunun dışındaki şeylerle fazla ilgilenmediklerini ve dikkatlerini veremediklerini söylüyor ve durumu böyle açıklıyorlar. Nedeni her ne olursa olsun, anne adaylarının paniğe kapılmasına hiç gerek yok! Bu geçici durumu bazı önlemleri alarak geçirmeleri mümkün. Tabi her şeyden önemlisi etraftakilerin anlayışlı olması! Bu durumda anne adayının yapacağı en doğru iş çevresindekilerin sorularına, tavsiyelerine ve yorumlarını hemen uygulamadan önce sadece doktorunu dinlemek olmalıdır. Çünkü niyetleri hiç de kötü olmasa bile çevredekilerin yapacağı yorum ve tavsiyeler hamilenin yersiz yere endişeler kapılmasına yol açabilir. Baba adayı da eşinin yanında yer alarak onun korkularını anlayışla karşılamalı, rahatlatmalı ve hamilelik konusunda birlikte bilgi sahibi olmalıdırlar.

3) Hamile adayının yaşadığı olumsuzluklar bebeğe yansır mı? Bebek psikolojik olarak etkilenir mi? Eğer yansırsa bebek kaç aylıktan sonra annesinin psikolojisini hissetmeye başlar?

Hamile kadının ikinci evrede (3 - 6 ay arasında) kendisiyle bebek arasında bir bağ hissetmeye başlıyor. ”Kadın ilk 3 aydan sonra ruhsal anlamda bir dengeye ulaşıyor. Çevresine karşı ilgisi azalıyor. Çocuğunu koruma duygusu gelişiyor. Bunun yanında alınganlıklar, ani öfkelenmeler, televizyonda izlediği ya da çevresinde gördüğü bir olaydan hislenme gibi duygular artıyor” Üçüncü evrede (6-9 ay arasında) ise çocuğu kaybetme korkusunun yoğun olarak yaşıyor. ”Kadın bu dönemde bebeği ve kendisiyle ilgili hayaller kurmaya başlar. Ruhsal ve fiziksel değişimlerin çok yaşanmasından dolayı günlük yaşama uyum zorlaşır. Doğum sürecine ilişkin korkular yaşıyor. Özellikle ilk kez doğum yapacak olan anne adaylarında bu korku çok fazla yaşanıyor. Bebekle etkin iletişim kurma birinci aydan itibaren başlıyor. "1. aydan itibaren bebeğinizi kabul edin. Anneliğe hazırlanın. Onu farkedin. Eşinizle birlikte onun çocuğunuz olduğunu kabul edin. 2. aydan sonra karnınızdaki çocukla iletişim kurmaya başlayın. Onu okşayın ve ona dokunun. 4. ayla birlikte bebeğinizin ne istediğinin farkına varın. Onunla konuşun ve ona bir birey gibi davranın. Ona müzik dinletin. 7. aydan itibaren sırtını okşayın. İnanması belki güç ama bebek bunu hissediyor. Elbette sadece annenin değil babanın da bebekle iletişim kurması şart. Dokunarak, konuşarak bebeğe kendini tanıtması son derece faydalı." annedeki psikolojik sorunların bebeği etkilememesi düşünülemez. Annedeki bir sorun bebeği de etkileyecektir. Annedeki depresyon, kaygı bozuklukları, duygusal durum değişiklikleri, aşırı stres, huzursuzluk oluşabilir. Bir annenin aşırı stresli olması çocuğa da yansır. Onu Bir stresli biri yapar. Annenin sürekli bir şeylerden kaygı duyması çocuğa da sirayet eder. Çocuğu korkak, kaygılı, pısırık biri yapar. Annedeki huzursuzluk hissi çocuğun da kendisini huzursuz hissetmesine yol açar. Yani annedeki psikolojik sorunları bebek ve çocuktan ayrı düşünemeyiz Bu sorunlar içinde en şiddetli olarak seyreden durum depresyondur. Gerçekten hem anneyi hem bebeği etkileyen bir rahatsızlık olarak kabul edilir. Şunu çok iyi biliyoruz ki anneler özellikle hamilelik döneminde depresyon geçirme riskiyle karşı karşıyadırlar. Bunun böyle olmasında elbette ki birçok neden vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz. Anne adayının hamilelik durumuna alışmaya çalışması, hamilelikte yaşanan sorunlar ve güçlükler, hamilelikte eşinin desteğini alamamak, kendini yalnız hissetme, hamilelikte yaşanan hastalıklar, bebeği kaybetme korkusu, iş yükünün fazla olması, sorunlarla tek başına baş edememe, eşinin ilgisizliği gibi birçok durum sayabiliriz. Bu nedenler bir anneyi depresyona sürükleyebilmektedir. Tabi bebeğin bu durumlardan etkilenmesi anne karnındayken başlayabilmektedir. Anne karnındaki bebekler mucizevi bir şekilde annenin yaşadığı sıkıntıları, hüznü, stresi algılayabilmektedirler. Bu da bebeği olumsuz etkileyebilmektedir. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki depresyon geçiren veya hali hazırda depresyondaki bir annenin bebeğinin de depresyon geçirme ihtimali, diğer bebeklere göre daha fazladır. Sürekli depresif ruh halindeki bir annenin çocuğu da bu durumdan birçok açıdan etkilenebilecektir. Bunlar bilişsel, zihinsel, duygusal, sosyal veya psikiyatrik durumlar olabilir. Bu gibi bebekler zaman ilerledikçe daha sorunlu, kavgacı, huzursuz, asosyal kişilikler olabilmektedirler. Diğer yandan bu tür çocukların ilerde başarı düzeyleri, özellikle okul başarısı, düşük olabilmektedir. Çünkü depresif ruh halinde olan anneler bebekleriyle, çocuklarıyla tam anlamıyla ilgilenme konusunda yetersiz kalırlar. Çünkü dikkatlerini tam olarak bebeğine ve çocuğuna veremez. Onunla tam olarak ilgilenemez. O daha çok kendine yönelmiştir. Kendi içinde kendi sorunlarını halletmeye çalışmaktadır. Haliyle bu süreçten çocuk da olumsuz etkilenecektir. Depresyondaki bir annenin çocuğu diğer çocuklara göre daha çok içine kapanık olur. Sosyal uyumsuzluklar gösterirler. İlişki kurmakta zorlanabilirler. Kendilerini güvende hissetmeyebilirler. Yani güven duyguları düşük olabilir. Diğer insanlara karşı yakınlaşmak istemeyebilirler, uzak dururlar. Bu tür bebeklerin ve çocukların aile içindeki iletişim düzeyleri düşük kaldığı için konuşma becerileri de düşük olabilmektedir.

4) Bu süreçte baba adayları ne yapmalıdır? Eşlerine destek olmak için nasıl davranmaları gerekir?

Baba adayları, eşlerinin hamileliği sırasında doğum uzmanıyla eşiyle birlikte görüşerek, önemli doktor ziyaretlerine ve doğum öncesi testlere onunla birlikte katılmalıdır. Aynı zamanda hamilelik hakkında okuyabilir, bol bilgi sahibi olmaya çalışabilir, bebeğiyle anne karnındayken bile iletişim kurabilir, onun için alışveriş yapabilir.

Babalık zaman içinde, işin içine girilmesi, sebat edilmesi ve sevgiyle öğrenilir. İlgili eğitici kitaplar, yazılar okunması faydalı olacaktır. Çocuğun bakımını paylaşırken eşiyle birlikte konuşarak iş bölümü yaptığında aslında ne kadar kolay olduğunu anlayacaktır. Sosyal yaşantıya gelince; yeni bir bebek elbet bir süre ilgi odağı olur ve eski alışkanlıklarını kenara iter. Gittiği mekanlar, görüştüğü arkadaşlar da mutlaka farklılaşacaktır.

Çiftin hayatına bir bebeğin girmesi tüm ilişki dinamiğini değiştiren çok önemli bir yeniliktir. Kadında yaşanan tüm bu değişimlerin erkek üzerinde önemli etkisi vardır. Erkek de eşiyle birlikte uykusuzluk ve yorgunluk yaşar. Günlük sorumlulukları artar. Yaşama ait öncelikleri yeniden şekillenir. Ebeveyn kimliği öne çıkar. Müdahaleci akrabalara maruz kalır.

Çocuğun gelişinin sevinçle beklendiği durumlarda, eşler arası ilişki daha derinleşir, gelecek planları daha netleşir; birliktelik hissi perçinlenir. Eğer mükemmeliyetçi ve yoğun kaygısı olan bir anne söz konusu ise baba, bebek ile ilgilenirken eleştirilere maruz kalabilir ve bebeği ile ilgilendiğinde kendisini beceriksiz hissedebilir. Baba böyle yaptıkça anne, babanın beceriksizliği ve dolayısıyla ilgisizliğinden yakınır ve bu durum anne - baba arasındaki ilişkinin yıpranmasına kadar gidebilir. Bebeğin doğumundan sonra eşler arasındaki ilişkinin kalitesini belirleyen en önemli faktör, doğumdan önceki ilişkinin kalitesidir. Eğer kadın - erkek arasında açık, dürüst, destekleyen, yapıcı, hedeflerin net konduğu bir ilişki söz konusu ise eşler doğumla ortaya çıkan değişimleri daha rahat tolere edebilirler. Bu hem evlilik ilişkisini hem de eşlerin ayrı ayrı çocukla ilişkisini olumlu yönde etkiler ve daha sağlıklı çocuklar yetişmesine yardımcı olur.